|
Polat DEMIRwrote:
seninle tanışmak istiyorum.
Sept. 19
|
|
|
oooooooooowrote:
2.Kulun Allah'a Olan Muhabbeti Hakkında Şer'î deliller
Tüm müslümanlar gerek Allah'a, gerekse Hz. Peygamber'e muhabbetin her müslüman için farz olduğunda ittifak etmiştir. Acaba olmayan birşey nasıl farz kılınır? Acaba sevginin tabiî meyvesi olan ibadetle nasıl tefsir edilir? Elbette meyvesinden önce sevginin olması lâzımdır. Ondan sonra insan sevdiğine itaat eder. Ayetler Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler!(Maide/53) İman edenler ise en çok Allah'ı severler.(Bakara/165) Bu ayetler, muhabbetin ve muhabbette insanların değişikliğini isbata delildir. Hadîsler Hz. Peygamber, Allah'a olan sevgiyi, birçok hadîsinde imanın şartından kılmıştır. Ebu Rezîk Akilî şöyle sordu1:'Ey Allah'ın Rasûlü! İman nedir?' Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: Allah ve Rasûlü'nün senin nezdinde her şeyden daha sevimli olmalarıdır,2 Sizden bir kimsenin nezdinde Allah ve onun Rasûlü her şeyden daha sevimli olmadıkça kişi iman etmiş sayılmaz.3 Ben bir kişinin nezdinde aile efradından, malından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça o kişi iman etmiş sayılmaz.4 Bu hadîsin başka bir rivayetinde 'onun nefsinden de' ziyadesi vardır. Durum nasıl böyle olmasın? De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, karılarınız, soylarınız, kazandığınız mallar, geçersiz olmasından korktuğunuuz ticaret, hoşunuza giden meskenler size Allah'tan, elçisinden ve O'nun yolunda cihaddan daha sevgili ise, o halde Allah'ın emri (azabı) gelinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.(Tevbe/24) Allah Teâlâ bunu tehdit ve kişinin bu hareketinin inkâr sadedinde olduğunu göstermek için sevketmiştir. Hz. Peygamber de muhabbeti emrederek şöyle buyurmuştur: Size gıda olarak verdiği nimetlerden dolayı Allah'ı seviniz. Beni de Allah'ın sevmesinden dolayı seviniz!5 Bir kişi şöyle dedi: - Ey Allah'ın Rasûlü! Ben seni seviyorum! - O halde fakirlik için hazırlan! - Muhakkak ki ben Allah'ı da seviyorum. - O halde bela için de hazırlan!6 Hz. Ömer'den şöyle rivayet ediliyor: Ashabdan Mus'ab b. Umeyr, sırtında kemer gibi yaptığı bir koç derisi olduğu halde Hz. Peygamber'e geldiğinde Hz. Peygamber ona bakıp şöyle dedi: Şu Allah tarafından kalbi nûrlandırılmış kişiye bakınız! Ben onu anne ve babasının yanında kendisini en tatlı yemek ve içkilerle besledikleri halde gördüm. Allah ve Peygamber sevgisi onu gördüğünüz hale davet etti. (O da icabet etti!) Meşhur bir haberde şöyle vârid olmuştur: İbrahim (a.s) ruhunu kabzetmek üzere gelen ölüm meleğine 'Sen hiç dostunu öldüren bir dost gördün mü?' diye sorunca, Allah Teâlâ ona vahiy göndererek 'Sen hiç sevdiğinin huzuruna varmaktan çekinen bir dost gördün mü?' dedi. Bunun üzerine İbrahim (a.s) 'Ey ölüm meleği! Hemen ruhumu kabzet'! dedi. Bu durumu ancak bütün kalbiyle Allah'ı seven bir kul bulabilir. Bu kul ölümün sevdiği ile birleşmeye sebep olduğunu bilince hemen ölüme doğru atılıverir. Çünkü Allah'tan başka bir sevdiği yoktur ki ona iltifat etsin. Hz. Peygamber bir duasında şöyle demiştir: Yârab! Kendi muhabbetini ve seni sevenin sevgisini ve beni sevgine yaklaştıran şeyin sevgisini bana ihsan eyle! Sevgini soğuk sudan bana daha sevimli kıl!7 Bir bedevî Hz. Peygamber'e gelerek 'Ey Allah'ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacaktır?' diye sordu. Hz. Peygamber 'Kıyamet için ne hazırladın?' dedi. Bedevî 'Kıyamet için ne fazla namaz ve ne de oruç hazırladım. Ancak ben Allah'ı ve onun Rasûlü'nü seviyorum' dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) şöyle dedi: 'Kişi sevdiğiyle beraberdir'.8 Enes der ki: 'İslâm'dan sonra bu olay ile sevindikleri kadar müslümanlarm hiçbir şeyle sevindiklerini görmedim!' Ashab'ın ve Âlimlerin Sözleri Hz. Ebubekir (r.a) şöyle demiştir: 'Kim Allah'ın gerçek muhabbetini tadarsa, bu onu dünya talebinden uzaklaştırır ve bütün halktan ürkütür!' Hasan şöyle demiştir: 'Rabbini tanıyan onu sever! Dünyayı tanıyan ona zâhid olur! Mü'min bir kimse oynayıp gaflete dalmaz! Düşündüğü zaman üzülür!' Ebu Süleyman ed-Dârânî şöyle demiştir: 'Allah'ın kulları içinde öyle bir grup vardır ki cennet ve cennetin içindeki nimetler bile, onları Allah'tan uzaklaştırmaz. Onlar dünya ile nasıl Allah'tan uzaklaşacaklardır?' Rivayet ediliyor ki Hz. İsa (a.s) bedenleri zayıf düşmüş, beti benzi uçmuş üç kişinin yanından geçerek kendilerine şöyle sordu: 'Sizi bu hale getiren nedir?' Onlar 'Ateş korkusu!' dediler. Hz. İsa 'Korkan bir kimseyi emniyete kavuşturmak Allah Teâlâ'nın üze-rine haktır' dedi. Sonra onları geçti. Başka bir üç kişiye rastladı. Baktı ki onlar daha zayıf, benizleri daha uçuk. 'Sizi bu hale getiren nedir?' diye sordu. Onlar 'Cennete olan şevkimiz!' dediler. İsa (a.s) 'Size umduğunuzu vermek Allah'ın üzerinde bir hak oldu' dedi. Sonra onları geçip üçüncü bir gruba rastladı. Baktı ki onlar daha zayıf ve benizleri daha uçuk... Sanki onların yüzünde bir nûr vardır. 'Sizi bu gördüğüm dereceye ulaştıran nedir?' dedi. Onlar 'Biz Allah'ı (c.c) seviyoruz! (Bizi bu hale getiren Allah sevgisidir)' dediler. İsa (a.s) 'Mukarrebler sizlersiniz! Sizsiniz mukarrebler! Sizsiniz mukarrebler!' dedi. Abdülvahid b. Zeyd 'Kar içerisinde dikilen bir kişinin yanından geçerken 'Sen üşümez misin?' dedi. Adam 'Kimin içinde Allah muhabbeti varsa o üşümeyi hissetmez!' diye cevap verdi. Sırrı es-Sekatî'den şöyle rivayet edildi: 'Kıyamet günü ümmetler peygamberlerinin adıyla 'Ey Musa ümmeti!' Ey İsa ümmeti! Ey Muhammed ümmeti! diye çağrılırlar. Allah'ın muhibleri ise bu şekilde çağrılmazlar. Onlar 'Ey Allah'ın velî kulları! Allah'a geliniz!' diye çağrılırlar. Bu sesleri işittikleri zaman kalpleri neredeyse çatır çatır çatlar". Harem b. Hayyan dedi ki: 'Mü'min rabbini tanıdığı zaman sever! Sevdiği zaman yönelir. Yönelmenin tadını aldığı zaman dünyaya şehvet gözüyle, ahirete de fetret gözüyle bakmaz!' Mü'minin bu dünyada hasret çekmesi, ahirette istirahat etmesi demektir. Yahya b. Muaz şöyle dedi: 'Allah'ın affı bütün günahları kapsar! O'nun rızası acaba nasıl olur? O'nun rızası bütün emel ve is-tekleri kapsar! O'nun sevgisi acaba nasıl olur? O'nun sevgisi akılları deşete sevkeden Acaba O'nun muhabbeti nasıldır? O'nun muhabbeti O'ndan başkasını unutturur. Acaba O'nun lûtfu nasıldır?' Bazı (semavî) kitablarda şöyle vârid olmuştur: 'Ey kulum! Senin hakkın için ben sana muhibim. Senin boynundaki hakkımın hatırı için sen de bana muhib ol!' Yahya b. Muaz şöyle demiştir: 'Hardal tanesi kadar muhabbet, bana muhabbetsiz yetmiş senelik ibadetten daha sevimli gelir!' Yine Yahya b. Muaz şöyle demiştir: 'İlâhî! ben senin avlunda duruyorum. Çocukluktan beri senin senânla meşgulüm. Beni yanına aldın. Marifetinle bana gömlek giydirdin. Lütfunla bana imkân verdin. Beni haller içerisinde evirip çevirdin. Örtmek, tevbe, zühd, şevk, rıza ve muhabbet içerisinde beni haşr u neşr ettin. Havuzlarından bana içirdin. Bahçelerinden bana yemek imkânını verdin. Emrine yapıştığım, kavline aşık olduğum halde bunları bana yaptın. Büyüdüğüm zaman senin katından nasıl uzaklaşırım? Oysa ben daha küçükken bunu senden aldım. Hayatta oldukça senin manevî etrafında yalvarıp sana fısıldayacağım. Çünkü ben muhibbim. Her muhib, habibine aşkla bağlıdır. Habibinin dışında herşeyden uzaklaştırılmıştır'. Allah'a muhabbet hakkında sayılmayacak kadar haber ve eser-ler vârid olmuştur. Bu apaçık bir durumdur. Karışıklık onun mânâsını tahkik etmek hususundadır. Bu bakımdan biz manâ ile meşgul olacağız
July 14
|
|
|
_iNCeSıZıwrote:
Binbirinci Gece
Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş Aman karanlığı görmesin gözüm Beyaz perdeleri, ger yavaş yavaş Sıla burcu burcu... İlle ocağım Çoluk çocuk hasretinde kucağım Sana her şeyimi anlatacağım, Otur baş ucuma, sor yavaş yavaş Güç bela bir bilet aldım gişeden Yolculuk başladı Haydarpaşa'dan Hancı n'olur, elindeki şişeden Birkaç yudum daha ver yavaş yavaş Ben o gece, hem ağladım, hem içtim İki gün, diyardan diyara uçtum Kayseri yolundan, Niğde'yi geçtim Uzaktan göründü, Bor yavaş yavaş Garibim, her taraf bana yabancı, Dertliyim; çekinme, doldur be hancı İlk önce kımıldar hafif bir sancı Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş Bende bir resmi var, yarısı yırtık On yıldır evimin kapısı örtük Garip bir de sarhoş oldu mu artık Bütün sırlarını der yavaş yavaş İşte hancı ben, her zaman böyleyim Öteyi ne sen sor, ne ben söyleyim Kaldır artık, boş kadehi neyleyim Şu bizim hesabı, gör yavaş yavaş geçmiş kandilini kutlar iyi haftasonu geçirmeni dilerim...
June 26
|
|
|
oooooooooowrote:
Hayat 3
Hayat bir acilistir; yokluktan varliga. Hayat bir âhenktir; uyumsuzlugu sonlandiran. Hayat bir akistir; dogumla ölüm arasinda. Hayat bir aynadir; Ilahî i$leri gösteren. Hayat bir bagdir; kâinatlilari birlestiren. Hayat bir bakistir; yaratilandan Yaratan'a. Hayat bir büyültücüdür; kücük varliklari kâinatlastiran. Hayat bir candir; kâinatlilara ruh olan. Hayat bir coskudur; kâinatin bagrinda kaynayan. Hayat bir cekirdektir; ebedî ya$ami meyve veren. Hayat bir delildir; Rabb'in gerekligini isbatlayan. Hayat bir degerdir; dertlere kurban edilmez olan. Hayat bir dengedir; tekligi hâkim kilan. Hayat bir düzendir; kaosa son veren. Hayat bir enerjidir; canlilari dirilten. Hayat bir fikirdir; Sanatkâr'ini sorduran. Hayat bir faaliyettir; binlerce fiil iceren. Hayat bir gayedir; kâinattan beklenen. Hayat bir güzelliktir; kâinati e$sizlestiren. Hayat bir hakikattir; Rabb'in gercekciligini kanitlayan. Hayat bir hâkimiyettir; her$eyi kendine tabi eden. Hayat bir hediyedir; te$ekkür gerektiren. Hayat bir hizmettir; büyükten kücüge, kücükten büyüge. Hayat bir ihsandir; Rabb'den, ruh sahiplerine yapilan. Hayat bir ilimdir; ögrenilmesi $art olan. Hayat bir ilândir; ebediyeti haykiran ve isteten. Hayat bir inkilâptir; her$eyi degistiren. Hayat bir isiktir; kâinati aydinlatan. Hayat bir kaynaktir; bütün duygulara can olan. Hayat bir letafettir; her$eye nüfuz eden. Hayat bir meyvedir; kâinati kiymetlendiren. Hayat bir mücâdeledir; kötülügün mahvi icin. Hayat bir mühürdür; evrene vurulan ve Rabb'e ait olan. Hayat bir mucizedir; bir $eyi her $eye sahip kilan. Hayat bir nakistir; yaratilis sayfasinda gözalan. Hayat bir neticedir; kâinattan alinmakta olan. Hayat bir olgunluktur; kâinati hamliktan kurtaran. Hayat bir ölcüdür; her$eyi sinirlayan. Hayat bir özettir; kâinattan süzülen. Hayat bir okuyustur; insan ve kâinat kitabinda. Hayat bir pariltidir; kâinati yaldizlayan. Hayat bir ruhtur; kâinatlilara hareket kazandiran. Hayat bir sanattir; Ilâhî kudretin tezgâhindan cikan. Hayat bir sevgidir; bütün kâinatlilari kardes yapan. Hayat bir sinanistir; iyilikle kötülük ortasinda. Hayat bir sirdir; hem görünen, hem görünmeyen. Hayat bir sevgilidir; bütün canlilari kendine a$ik eden. Hayat bir sorustur; 'kimsin'den 'kiminsin'e. Hayat bir süstür; kâinati alimli ve cekici yapan. Hayat bir tatlidir; aci dikenlerine gül olan. Hayat bir üniversitedir; cahilleri egiten-ögreten. Hayat bir varliktir; yokluga son veren. Hayat bir yaratiktir; sahibi ALLAH olan. Hayat bir yardimlasmadir; zayiflari koruyan. Hayat bir yuvadir; atomlarin görev yapmasina yarayan. Hayat bir yükselistir; hayvanliktan insanliga. Hayat bir zaferdir; ebediyeti kazanmada. Hayat bir zikirdir; Allah'i birleyen ve birlettiren
June 10
|
|
|
oooooooooowrote:
Cehennem Ateşi ve Azabı
-------------------------------------------------------------------------------- Ateş, insan cismine çok büyük acı ve ızdırap verdiği için ahirette kâfir ve münâfıkların cezası ateşle verilecektir. Böylelikle Cehennem, Allah'ın tutuşturulmuş ateşinin ismidir, İşte Cehennem'in en açık vasfı ateş olduğu için bazen, Cehennem yerine ateş manasına "nâr" kullanılır: "Şüphesiz ki münâfıklar nâr'ın en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın." (Nisâ, 145). Cehennem'de görülecek azabın miktar, şiddet ve şekillerini ancak Allah ve Rasûlü'nün bizlere bildirmesiyle ve bildirdikleri kadarıyla bilebiliriz. Kur'an-ı Kerîm'de belirtildiğine göre; a-Cehennem kâfirleri çepeçevre kuşatır: "Cehennem inkâr edenleri şüphesiz çepeçevre kuşatacaktır." (Tevbe, 49) b-Cehennem ateşi sönmez: "Biz sapık kimseleri kıyamet günü yüzü koyun, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer Cehennem'dir. Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa hemen alevini artırırız. " (İsrâ, 97) c-Cehennem dolmak bilmez: "O,gün Cehennem'e: "doldun mu?"deriz. O! " Daha var mı?" der. " (Kaf, 30) d- Kaynarken çıkardığı ses: "Rablerini inkâr eden kimseler için Cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür. Oraya atıldıkları zaman onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. İçine her bir topluluğun atılmasında bekçileri onlara: "size bir uyarıcı gelmemiş miydi" diye sorarlar. Onlar evet, doğrusu bize bir uyarırı geldi; fakat biz yalanladık ve Allah hiç bir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içerisindesiniz, demiştik " derler. " (Mülk, 6-9) e- "Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır. " (Mü'minün, 104) f- "Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar. " (Mü'min, 70-72). g- İnkâr edenlere ateşten elbiseler kesilmiştir. Başlarına kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve derileri eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir. Orada uğradıkları gamdan ne zaman çıkmak isteseler, her defasında oraya geri çevrilirler. Ve kendilerine "yakıcı azabı tadın"denir. (Hâcc, 19-22). h- Derileri yandıkça azabı tatmaları için yeniden başka derilerle değiştirilir. (Nisâ, 56). i- Ölümü isterler fakat azabları devamlıdır, ölmezler. (Zuhruf,74-77; Fatır,36). Peygamberimizin (sav) ifadesine göre: "Cehennem ateşi (miktarca ve sayıca) dünya ateşleri üzerine altmış dokuz derece fazla kılınmıştır. Bunlardan her birinin harareti bütün dünya ateşinin harareti gibidir. " Cezalar, işlenen suçlar cinsinden olacaktır. Dilleriyle suç işleyenlerin cezaları dillerine; elleriyle günah işleyenlerin cezaları ellerine vs. tatbik edilecektir.
June 9
|